Bu teori, çapraz bağlantı özelliğine sahip bir reaksiyon olan hücrelerimizin içindeki ve arasındaki proteinleri birbirine yapıştırma eylemini gerçekleştiren glikozun (kan şekeri), yaşlanmanın sorumlularından biri olduğunu öne sürmektedir. Bu tez öne sürülürken unutulan ve ifade edilmeyen şey ise, şekerin güçlü bir oksijen tüketicisi olduğu gerçeğidir.
Şeker esaslı ürünler, sanayide plastiklerin mukavemetini arttırmada kullanılırlar. Plastik bir malzeme bir ısı devrine her girdiğinde, atmosferde oksijen “delikleri” yaratarak ısı altındaki malzemeye doğru ilerlediğinden güçsüzlesin Isı devri boyunca plastik malzemenin içine şeker karıştırılırsa, şeker oksijeni hemen tüketeceğinden, plastiğin mukavemeti artacaktır. Burada söylenmek istenen şudur: Glikozun çevresinde yeterli oksijen olsaydı protein çapraz bağlantısı oluşturmayıp uçucu karbonik asit halini alarak tamamen yanacaktı. İster genç olalım ister yaşlı, hepimiz karbonhidrat alırız ve yaşımız kaç olursa olsun glikoz hücrelerin etrafında bulunacaktır. Problem oksijen eksikliğidir, glikoz değildir.
Bunu görmenin başka bir yolu da meseleye bir protein molekülünü çevreleyen üç tabakalı su cephesinden bakmaktır. Bir hücre, alkali olma özelliğini kaybettiği zaman, Y tabakası altıgen yapısını kaybederek şekeri ve örneğin bakteri gibi başka bir maddeyi protein molekülüyle temas ettirir. Dr. Chun’un dediği gibi, Y tabakalı suyun hareketliliği protein ve hücrenin bütünlüğünü devam ettirebilmek için kritiktir. Hücredeki asit takviyesi, glikozun protein çapraz bağlantısı oluşturmasına imkân tanır.